HOŞGELDİNİZ

ekonomi, borsa, hisse analizlerine dair tavsiye niteliğinde analiz raporları bulabilir, psikoloji, strateji, felsefe yazılarınada yer verilmektedir.

20 Eylül 2011 Salı

İNSANLAR VE KARAKTERLER

İnsan figürlerini ve karakterlerini incelediğimde, yaşamsal sınırlar, insanların kendini geliştirmesi, öğrenme ihtiyacı, kendini kanıtlama ve ispatlama arzusu, toplumumuzda ne derece vardır veya yoktur düşüncesi beni bu yazıyı yazmaya sevk etti. Bu bağlamda tespit ettiğim figürleri ve bu figürlerin karakteristik özelliklerine değinmek istedim.

     İnsanlar üç gruba ayrılır.
     1.Boş işlerle uğraşan günübirlik insanlar; bu guruba ait kimseler, normal birey gruplarını sığdırmak yerinde olacaktır. Bu kişiler kendilerini geliştirmek yerine, karşısındaki ve çevresindeki insanların yaptıklarını ve davranışlarını inceler ve bu insanlarla uğraşmaktan geri durmazlar. Gerektiğinde tartışmak, görüşlere saygı duymamak ve hatta kavga etmekten de çekinmeyen insanlardır. Hayatta bir ideali olmayan, sadece günü kurtarmak isteyen kimselerden oluşur.

     2.Olaylarla uğraşan ve düşünen insanlar; bu guruba ait kimseler, hayattan bir beklentisi, ideali, yaşama bağlılığı olan insanlardan oluşmaktadır. Bu şahıslar ideallerine ulaşabilmek için bütün imkan ve olanaklarını kullanan, kendisinden feragat edebilen kimselerdir. Bu şahıslar daima plan ve program dahilinde hareket eder ve her konuya vaktinde zaman ayırmasını bilen, düzen ve tertip sahibi insanlardır.

     3.Fikir, strateji ve gelecek ile uğraşan insanlar; bu gruba ait kimseler de hayatta pek görmeye fırsat bulamadığımız ülke gündemini ve geleceğine yön veren 50-100 hatta 1000 yıl sonrasının stratejisini ve uygulanacak politikaları hayata geçirmek için çabalayan ileri görüşlü stratejist ve analist kimselerdir. Toplumda kendilerini asla belli etmeyen, işlerini şahısların üzerinden yürüten ve arka planda hareket eden, toplumun gerçeklerini ve gelecek beklentilerini çok iyi analiz etmiş insanlardır.
    
      Özetle anlatmam gerekirse biz Türkiye olarak 1945 ve sonrasından bugüne kadar ne yazık ki 1. kategoriden ileriye gidemediğimizi anlatmak istiyorum. Türkiye olarak ne zaman ki 1.kategoriden kurtulup toplum olarak 2. kategori sınıfına yükselebilirsek,  3. kategoriden insanlarda yetiştirmeyi bilirsek eğer, işte o zaman yüksek ölçüde otonom ülkeler seviyesine yükselebilir, ferah bir ülke olabiliriz. 2. ve 3. kategoriye uygun kimseleri yetiştirmenin en büyük yolu; ana sınıfında başlayarak üniversite dahil çocuklarımıza (yalan, rüşvet, dolandırıcılık, hayasızlık, kalpazanlık, vatan, cumhuriyet, gelecek, aile) kavramlarını beyinlerine yerleştirdikten sonra, iyi bir akademik kariyerden geçmektedir.


       Bu yazıma Adolf HİTLERİN Kavgam kitabından insanlar ile ilgili yazdığı bir bölüm ile son vermek istiyorum.

  1. 1.     Okuduklarına inananlar
  2. 2.     Artık hiçbir şeye inanmayanlar
  3. 3.     Okuduklarına eleştirel bir gözle bakarak sonra karar verenler
(Bu 3 gruptan sadece 3. grup için yazılan açıklamaya yer vermek istiyorum)
Üçüncü grup, bunlar gerçekten zeki ve incelmiş beyinlerden oluşur. Bunlara, doğuştan yetenek ve eğitimleri düşünmeyi öğretmişlerdir. Her konu hakkında kendilerinden bir hüküm vermek ister, bütün okuduklarını araştırır ve incelerler.
      Gazeteciler ancak bu okuyucuları şartlı olarak severler.
      Bu üçüncü gruba ait kimseler için; bir gazetenin yazıları üzerine sıvayabileceği ahmaklıklar çok az tehlikeli, herhalde çok önemsizdir. Onlar, hayatları esnasında, her gazeteciyi gerçeği ancak arada sırada söyleyen bir alaycı herif diye görürler. Ne yazık ki seçkin adamların önemleri bilgeliklerindedir, sayılarında değil. Akıl ve bilgeliğin hiç değeri olmayıp çoğunluğun her şey demek olduğu bir devirde bu bir felaket sayılır.
      Bu adamların ahlaksız, cahil hatta kötü niyet sahibi kimselerin eline düşmelerine engel olmak bir devlet görevi, bir sosyal vazifedir.  Onun için, devlet onların yetişmelerini gözlem gözetim altında tutmak ve rezilce makaleleri önlemek görevi ile yükümlüdür. Onun için, basını yakın gözetim altında bulundurmak gerekir.
      Çünkü onun bu adamlar üzerindeki etkisi çok kuvvetlidir. Bu da geçici bir şekilde değil, sürekli olarak etkilemesindedir. Basının o büyük etkisi öğrettiği şeylerin sürekli tekrarından ileri gelir. Hükümet “basın özgürlüğü”  denilen saçma sözden dolayı yanlışa düşmemeli, etki altında kalmamalıdır. Çünkü böyle bir şey onu görevinde yanlış yapmaya ve ulusa muhtaç olduğu, fayda gördüğü bir besinden yoksun bırakmaya sevk eder. Hükümet hiçbir şeyin durduramadığı bir  azim ve karar ruhuyla, bu eğitim aracını eline almalı ve onu devlet ve ulusun hizmetinde bulundurmalıdır.






                                                                                             01 KASIM 2010
                                                                                          Bayram SÖNMEZ


                                                                             Kaynak: (Kavgam 271-272)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder