HOŞGELDİNİZ

ekonomi, borsa, hisse analizlerine dair tavsiye niteliğinde analiz raporları bulabilir, psikoloji, strateji, felsefe yazılarınada yer verilmektedir.

20 Eylül 2011 Salı

ASYA-AVRUPA

Türkiye ve gelecek beklentileri, ülke çıkarları açısından bakacak olursak eğer;
Türkiye Asya ülkeleri ile sıkı bir ticaret ilişkisine girmeli mi yoksa Avrupa birliğine girmek için yalvarmalı mı? Önemli olan soru budur. Avrupa ve Asya bu kuvvetler ayrılığı ilişkisine Avrupa ve Asya olarak ayırıp negatif ve pozitif taraflarını irdelemek yerinde olacaktır.
        
          Birey olarak Avrupa birliğine girişlerde yaşanan vize sorunları, dış ticaret’te uygulanan ağır gümrük vergileri, ticaret taşımacılığı ve nakliye’de yaşanan külfetli denetimlerin kaldırılacak olması, Avrupa birliğinin önemli noktalarından birkaç tanesinden biridir.         

          Bardağın dolu tarafından bakacak olursak, bu birliğin bir ekonomik kalkınma örgütü olmaktan çok Hristiyan birliği olması. Euro’ya  geçişlerde ki maliyet yükü bunların başında gelir. Nitekim Yunanistan krizinde görüldüğü üzere bu birlik üyesi ülkelerin, dünya bankası olmadan bu krizin altından kalkamamış olması da başka bir olumsuz penceredir. Hal böyle iken birlik üyesi olan Portekiz, İspanya, İtalya, Macaristan, ve Bulgaristan ekonomilerinin her geçen gün daha da kötüye gidişini, yanlış ekonomi politikaları ve merkez bankalarının piyasaya yanlış müdahaleleri ileride şiddetli ekonomik krize sürüklemelidir. Bu birliği ayakta tutan Almanya, İngiltere ve Fransa’nın bu birliği ayakta tutamayacak olması içten bile değildir. Gelecek 15 yıl içerisinde Avrupa birliğinin ekonomik alanda yeni reformlar üretememesi durumunda bu birliğin daha fazla ayakta kalamayacağını düşünmekteyim.

        Tüm yönleriyle değerlendirdiğimizde  ASYA tarafına bakacak olursak; Günümüz dünya piyasaları’nda  üretici ve tüketici dengesi çok önemli bir kriterdir. Sektörel bazda İmalat, İnsaat, Gıda, Demir-Çelik, ve Enerji sektörleri gelecekte rekabet gücünün belirleyici unsurları arasında olmaya devam edecektir. Tüm bu sektörlerin yanında üretimde kullanılan düşük maliyetli işgücü, geleceğin uluslararası rekabetine ayna tutacak ve bu ülkeleri dünya piyasalarında söz sahibi konumuna getirecektir.
      
        Günümüzde bu vasıfları elinde bulunduran ülkelerin yanında olmak doğru olacaktır. Batı’ya yönelmek yerine sabit olan başımızı biraz doğu’ya çevirerek uluslararası rekabet ve düşük işgücü vasıflarını elinde tutan bir Çin, Enerji, Tarım ve Doğalgaz endüstrisinde bir Rusya, Azerbaycan, Petrol sahasında petrol ihraç eden ülkelerin (OPEC) varlığı da bir diğer faktördür. Bu ülkeler ile ülkemiz ekonomisini karşılaştırmak gerekirse, bütçe açıklarımızı oluşturan 2 kalem petrol, doğalgaz alımından kaynaklanan 15 milyar dolarlık açığın bu kalemlerden kaynaklandığını göz önünde bulundurursak pekte yanlış sayılmaz. Şahsi düşüncelerim 2020 yılından sonraki süreç bir ÇİN olayı haline gelecek ve dünyanın 1 numaralı üreticisi ve gücü haline gelecektir. Türkiye olarak izlememiz gereken politika, rekabet açısından Çin’ in karşısında olmak tam bir felaket doğurabilir. Aksi durumun söz konusu olması halinde dünyadaki ilk 8 ekonomi arasına girmemiz içten bile olmayacaktır.

     Farklı bir pencerede Arap sermayesini doğru kullanmayı bilirsek ve yatırım teşvikleriyle ülkemize çekmeyi başarıp, global borsalardan ülkemize akacak olan 700 milyar dolarlık arap sermayesi ülke yatırım çekiciliğini arttıracaktır. İşte o zaman M. Kemal Atatürk’ün muhasır medeniyetler seviyesi sözü gerçek olacaktır. Aksi durumda batılaşma sevdası bizim için bir yıkım ve 100 yıl geriye gidiş anlamına gelmektedir,
     
Bayram SÖNMEZ    2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder