HOŞGELDİNİZ

ekonomi, borsa, hisse analizlerine dair tavsiye niteliğinde analiz raporları bulabilir, psikoloji, strateji, felsefe yazılarınada yer verilmektedir.

25 Eylül 2012 Salı

Galatasaray Sportif A.Ş Bedelli Sermaye arttımları ve Yatırımcılar

             İlk olarak Adnan Polat dönemi ile Ünal Aysal dönemini kıyaslamak istiyorum. Ortada çok ilginç bir bulgu şüphesi vardır.  Galatasaray genel kurulu toplantısında açıklanan rakamlarla ilerlemek istiyorum.

Şirketin 31 aralık 2010 tarihi itibari ile rasyonel toplam borç-alacak farkının 438.814.598 lira olduğu bildirilmiştir. Kulübün toplam borç miktarı  514.046.150 lira alacak toplamı 75.231.553 olarak gerçekleşmiştir. Kulübün 31 aralık 2009 dönemi borç-alacak farkı 312.309.739 lira olarak belirtildi. Kulübün nakit çıkışı gerektiren borç ve yükümlülüklerinin 308.834.881 lira nakit çıkışı gerektirmeyen borç ve yükümlülükleri ise 205.211.269 lira dır. Bu dönemdeki banka kredileri ise 187.275.809 lira olarak gerçekleşmişti. Aynı dönemde kulup zararı iki yıllık dönemde 213 milyon lira olarak gerçekleşmiştir. Bu Adnan Polat Döneminde Açıklanan rakamlardır.

         Şimdi Ünal Aysal başkanlığında Galatasaray’ın rakamlarına bir göz atalım.

2011 yılında yapılan Galatasaray kulübü aylık olağan divan kurulu toplantısı, Toplantıda kulübün borç-alacak farkının 315,2 milyon dolardan 251,9 milyon dolara indiği ile ilgili bildiri yayınlanmaktadır. Yönetim Kurulu adına Refik Arkan raporu üyelere okurken göreve geldikleri dönem, eski yönetimden devasa bir borç aldıklarını ve bu borç krizinin iyi yönetilerek, borç-alacak farklarının 315,2 milyon dolardan, 251,9 milyon dolara gerilediğini anlatmaktadır.

         Bu iki yönetim arasındaki fark rakamlarda değişme olmaksızın sadece önceki yönetimin tl olarak rakam açıklaması, yeni yönetimin ise rakamları dolar olarak açıklayarak aradaki uçurumu perdeli bir şekilde kapatarak zihinlerde algı oyunu oynamaktan başka bir şey değildir. Ayrıca rakamları da çevirdiğimizde ortada bir rakam tutarsızlığı olduğu ve rakamların gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmaktadır.

 
          SPORTİF AŞ’NİN HALKA AÇIKLIK ORANI NEREYE ULAŞTI

        Galatasaray Sportif A.Ş’nin 31 Mayıs 2011 tarihinde yüzde 16,61 oranında olan halka açıklığı, finansman sağlamak amacıyla hisse satışı yapılarak, 29 Şubat 2012 tarihinde, yüzde 44,96'ya ulaşmıştır.

        Refik Arkan, ilgili dönemde yaptığı basın toplantısında şu kelimeleri sarf etmiştir. “Sportif A.Ş.'nin bir kısım hisselerini satarak, hem nakit girişi hem de menkul kıymet satış karı elde etmeyi tek çıkış yolu olarak benimsedik. Bu tarihte şirketimizin hisse değeri 244-255 lira aralığındaydı. 12 Aralık 2011 tarihine kadar geçen sürede, toplam 790 bin 456 adet olmak üzere, yüzde 28,35 oranında hisse satılması sonucu, şirketimizin halka açıklık oranı yüzde 44.96'ya kadar çıkmış, karşılığında 165,4 milyon lira nakit girişi sağlanmış ve 123,5 milyon lira menkul kıymet satış karı elde edilmiştir.

        Bu ne anlama gelmektedir, Geçmiş dönem yöneticilerin yanlış kararlar ve yanlış transfer politikalarının sonucunda oluşan borç yükünün tamamını borsa kanalı ile hisse satışı yapılarak kapatılmaya çalıştıklarını açık bir dille izah etmiştir.

        Hisse satışı ile elde edilen gelir nerede kullanılmıştır. Bunları açıklamak gerekirse, 40 milyon dolar tutarında kredi borcu geri ödenmiş, vadesi geçmiş borçların 25 milyon dolar azaltıldığı, konsolide borç toplamının 63,3 milyon dolar azalması, yeni bir futbol takımı kurulması, kulübün Sportif A.Ş.'ye olan 24,5 milyon dolar tutarındaki borcunu kapatarak, 31 Aralık 2011 tarihi itibariyle 30,5 milyon dolar alacaklı duruma geçilmiştir.

 

 BİRİNCİ BEDELLİ SERMAYE ARTTIRIMI

       03.05.2012 tarihinde genel kurulca açıklanan ve 18.06.2012 tarihinde spk tarafından kayda alınarak yapılan, bedelli sermaye artırımı da aşağıdaki gibidir.

Şirket sermayesinin 2 milyon 788 bin 84,38 liradan 13 milyon 940 bin 421 liraya arttırılmış, ancak hissedarların 1 tl nominal değerli hisse için 25 tl primli %400 oranında bedelli arttırıması ve  rüçhan hakkı kullanılması kararlaştırılmıştır. Bu demek oluyordu ki %45 Hisseye sahip yatırımcılar ellerindeki 1 lot için 100 tl para ödemek zorunda kaldılar. %55 Pay koyması gereken Galatasaray  kulübü, sermaye artırımında kasaya nakit koymadığı gibi, stad gelirlerini tamamını Sportif A.Ş’ ye devretti. Bu yöntem ile 315 milyon tl ödemekten kurtuldu. Bedellide stad gelirlerinin 315 milyon tl olacağı, ve bu rakama kaç yılda ulaşılacağı muallakta olduğu gibi, konuyla ilgili sorulması gereken soruların neden sorulmadığını çözebilmiş değilim.            
       Galatasaray ilk yaptığı açıklamada yüzde 9.900 gibi rekor bir bedelli sermaye artırım kararı almıştı. Yatırımcılardan gelen tepkiler üzerine karar geri çekilerek yeni düzenlemeye gidildi. Yeni düzenlemenin ardından sermayenin yüzde 400 oranında bedelli artırılacağı, 1 TL nominal hisse için 25 TL karşılığında rüçhanların kullandırılmasına karar verildi. Kısacası Galatasaray'ın kasasına yüzde 9.900'luk artırımda olacağı gibi yaklaşık 280 milyon TL girdi. Bunun yerine izahname 1 de belirtildiği gibi, daha önce sportif aş.  satılırken zaten Gelir kalemlerinden birisi olarak görünen stad gelirlerini, Sportif A.Ş’ye yeni devrediyormuş gibi gösterdi.

  

        Bakınız(İzahname 1; Seri I, No:31 sayılı “Birleşme İşlemlerine İlişkin Esaslar Tebliği” hükümleri çerçevesinde, Şirket’in Galatasaray Futbol’u devralma suretiyle birleşme talebine onay vermiştir. Söz konusu birleşme işlemi Şirket’in 31 Ağustos 2010 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul toplantısında onaylanmış ve 7 Eylül 2010 tarihinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu tarafından tescil edilmiş ve 16 Eylül 2010 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

31 Ağustos 2010 tarihinde yapılan aynı toplantıda, Şirket sermayesinin 2.035.000 TL’den 2.788.084,38 TL’ye arttırılmasına ve Galatasaray Futbol’un ortaklarına verilmek üzere arttırılan 753.084,38 TL nominal değerli payların SPK kaydına alınması için gereken işlemler tamamlanmıştır.

      
YATIRIMCILAR SERMAYE ARTTIRIMINDAN NE GİBİ ZARAR GÖRDÜLER

1- Sermaye artırımı prosedürlerine göre tüm hisse sahipleri Yatırımcılar %45 oranında şirket kasasına nakit para koymak zorunda kaldılar.

2- %55 pay sahibi Galatasaray sermaye artırımında kasaya nakit koymadı. 1. maddede belirttiği daha önce satılırken zaten sportif aş, gelir kalemlerinden biri olarak görünen stad gelirlerini, sportif a.ş ye devrediyormuş gibi yaptı.

3- Yatırımcılar ellerindeki 1 adet hisse için tarihte görülmemiş bir bedelle 100 tl ödeme yapmak zorunda kaldılar.

4- Bu parayı ödeyemeyen yatırımcılar, rüçhan haklarını kaybettiler, Şirketin hisse oranlarında ciddi düşüşler meydana geldi.

5- Kasasına hisse satışından nakit koyan Galatasaray kulübü, yatırımcılardan, 400-150 tl fiyattan sattığı hisseleri, sermaye artırımından dolayı hissenin  değer kaybı yaşaması sebebiyle düşük fiyatından geri aldı. Aldığı bu hisseleri de yabancı fonlara satarak ayrıca nakit girişi sağladı.

 
                                         İKİNCİ SERMAYE ARTTIRIMI

 

       14.09.2012 tarihinde Galatasaray kulübü tarafından Kamuyu aydınlatma platformuna gönderilen bedelli sermaye artırımı aşağıdaki gibidir.

13.940.421.90 tl olan çıkarılmış sermayesini 55.761.687.60 tl ye (%300 bedelli) 1 tl nominal değerli hissenin 10 olarak kullanılmasına ve tamamı nakten karşılanmak üzere ikinci bir sermaye artırımı için Sermaye Piyasası Kuruluna başvuruda bullundu. Sermaye Piyasası Kurulu’nun bu bedelli artırımı kabul edip etmeyeceğini hep birlikte göreceğiz. Öncelikle sermaye artırımında ne gibi sıkıntılar var. Bunları irdelemek istiyorum.
        Sermaye artırımına katılacak yatırımcılar sahip oldukları 1 Galatasaray hissesi için 30 TL ödeyecek. Yani sermaye artırımı ile Galatasaray'ın kasasına 418 milyon TL daha girecek. Galatasaray Sportif'in yüzde 45'i halka açık, yüzde 55'i de Kulübe ait. Sermaye artırımıyla yatırımcıların cebinden 188.1 milyon TL çıkacak. Kulübün payı ise 230 milyon TL. Bu noktada sorulması gereken soru, Galatasaray kulübü bu meblağı nasıl karşılayacak ?  

       Birinci bedelli sermaye artırımında olduğu gibi kulüp nakit para yerine Türk Telekom Arena'daki bazı tribünlerin kullanım haklarını Sportif A.Ş.'ye devrederek ödemesi gereken 230 milyon tl den kurtulacak.

                                           SIKINTILAR

1- Borçlu olduğu bankaların yan kuruluşlarına yeniden değerleme yaptırarak diğer bankalardan yeni kredi bulma çabası içerisine girdiler. Keza bankalara olan ipotek sermaye bedeli 800 milyon tlnin üzerinde bir meblağa denk gelmektedir. Bu sebeple 2030 yılına kadar dogacak gelirleri reel gelir olarak gösterdiler.

2- Spk’nın göremediği sıkıntı ise yatırımcıların gelir beklediği ve aldıkları hisseler için,gelecek 2016 yılına kadar olan stad, yayın gelirlerini göstererek, öz kaynaklarını artıya geçirdiler. 2016 ya kadar bedelsiz yada temettü bekleyen yatırımcıların hevesleri kursakların kaldı.

3- Galatasaray 150-400 bandından sattığı hisselerin tamamını yerine koyamadığı için, ikinci bir bedelli çıkartarak hisseleri elinde bulunduran yatırımcılardan, tekrar çok ucuz fiyatlardan alarak artıya geçme çabası içerisine girdiler. 

4- Bu sermaye artırımı ile 188 milyon nakit elde edileceği söylenen kulüp tekrar borçlarını kapatmak için yatırımcıları yeniden marur ve madur bırakmak istemektedir.

 
                İMKB VE SPK YI BEKLEYEN SORUNLAR

1-İlk dalga sessiz kalan yatırımcı, ikinci dalgada davacı olacak

2-Başbakanlığa ve spk ya yapılan şikayetlerden nasil bir sonuç çıkacak.

3- Bedelli artırım onaylanırsa, Bu uygulamayı İMKB’de başka şirketlerde denemek isteyecektir.

4- Onay gelirse yatırımcılar ne yapacak

                                                              Bayram Sönmez 20.09.2012

31 Ocak 2012 Salı

KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARI ???

       Ülke kredilerinin çok konuşulduğu günümüzde, kredi derecelendirme kuruluşlarına ne derece ihtiyaç vardır sorusuna sorusuna cevap aramak doğru olacaktır.
       Geçtiğimiz günlerde, kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye'nin kredi notunu Pozitiften Durağana çevirmesi, hükümetimizden olduğu kadarıyla sıcak piyasalardan da aşırı tepki almış ve satış baskısınıda beraberinde getirmiştir. Günümüzde Avrupa Birliği ülkelerinin ve Türkiye'nin notlarını karşılaştırdığımızda çok gülünç bir tablo ortaya çıkmaktadır. Şu günlerde borçlarını ödeyip ödeyemeyeceği konuşulan birlik ülkelerinin notları, Türkiye'nin notundan kat ve kat yüksekte olduğunu görmekteyiz. Yunanistan, İtalya, İspanya,Portekiz Krizin içinde ve girmek üzere olan ülkeler olmasına rağmen, Türkiye tarafından gelen %8 lik büyüme verisinin yanında, söz konusu krizdeki ülkelerin notlarının yanına yaklaşmayı bırakın,Yatırım yapılabilir ülkeler seviyesinde bile değildir..
       Kredi derecelendirme kuruluşları, 2008 krizinde düştükleri hatanın aynısına tekrar düşmemek için, önlerine konan her ülkelerin kredi notunu, istatistiksel verilerine ve ekonomi rakamlarına bakmaksızın düşürmektedir. Olası bir kriz durumunda kendilerini haklı çıkarmak, 2008 krizinde sarsılan imajlarını düzeltmek istemeleridir.

       Bilği akışının etkili olmadığı 1850-1975 yılları arasında Raburt Dun adın bir manifaturacı tarafından müşterilerinin borç ödeme, mali durumlarının analizi amacıyla kurulup süreç içerisinde gelişerek yaygınlaşmıştır. Gelmek istediğim nokta bilgi akışının günümüzde kolaylaştığı, her şirketin, her ekonominin bilgisine ulaşmanın maliyetsiz olduğu kadar, bu bilgileri yorumlayacak uzman kişiler bulunmaktadır. Dünyada birbirine bağlı çalışan global piyasalar en önemli değerlendirme kuralı olmuştur. Kredi notları yerine Ülkelerin risk göstergesi olan CDS'lerin fiyatlaması herşeyi açık biçimde ifade etmektedir. Baz puanlaması sistemiyle, ülke ekonomilerinin ne kadar sıkıntılı olduğunu anlamak güç değildir. Bu kolaylık varken, kredi derecelendirme kuruluşlarına gerek kalmadığı gibi, spekülatif kanadın tamamen temizlenmesi, şeffaf uluslararası piyasalara erişmek için kredi derecelendirme kuruluşlarının kaldırılması şarttır.


                                                                                    Bayram SÖNMEZ  09.11.2011

24 Eylül 2011 Cumartesi

AMBARGO VE ÖDÜL

İsrail’e sözde yaptırım uyguladığımız şu günlerde sizce neler oluyor ? sorusuna cevap vermek, biraz irdelemek doğru ve yerinde olacaktır.
Gerçekten de bahsi geçen yaptırım uygulanıyor mudur ? yoksa altında başka bir olay varda, bu olayı sözde tartışma gündemi yaratarak örtbas edilmek mi isteniyor, bunu bize gelişen olaylar ve zaman gösterecektir.
          
           Şahsi fikirlerime dayanarak, yukarıda sorduğum sorulara cevap vermek istiyorum. Gelişmekte bulunan olaylar tamamen bir göz boyamadan ibaret olup, halkı yalan, sansür haberlerle kandırmaktan başka bir şey değildir. Bizler bu konuyu tartışaduralım, şuanda sessiz, sedasız ülkemizde kurulmakta olan, NATO Füze koruma kalkanı sistemi inşaası’na devam edilmektedir. Bu sistemin kuruluşunda halkın büyük tepkisi olacağını düşünen siyasilerimiz, halkın zayıf ve yumuşak karnı olan Filistin-İsrail ilişkilerini göz önüne alarak, bu olay üzerine yoğunlaşmışlardır. Akabinde Mavi Marmara ve yaptırım yalanını ortaya atarak gündemin değişmesine ve işlerin aksamadan halkın da tepkisini görmeden NATO’nun  buyrukları yerine getirilmektedir.
           
           Tezimizi doğrulamak gerekirse eğer; İsrail’e uygulanan yaptırımdan bahsetmek istiyorum. Bugün İsrail ile devam etmekte olan 2 milyar 563 milyon doları aşkın bir ithalat- ihracat hacmimiz bulunmaktadır. Yılın ilk 7ayında 1.382 milyar dolar ihracat, 1.181 milyon dolarlık kısmı ise ithalat kalemini oluşturmaktadır. Şimdi gelelim işin yaptırım boyutuna İsrail’e iş yapan bir fabrikamızın işlerinin sekteye uğradığını, savunma sanayinin bir ihaleyi iptal ettiğini mümkün müdür ?
Eleştiri oklarımın bir kısmını da medya gruplarına ve haber ajanslarına yapmak istiyorum. Bu aleyhte topluma maal olmuş haber ve medya gruplarından bir satır habere rastlamak çok güçtür.  Bu olay bana Başbakanımızın Bitaraf olan bertaraf olur sözlerini anımsatıyor, günümüz dünyasında faşizmi yaşıyoruz,  medya ve haber ajanslarında. Bu doğrultuda da ellerinin, kollarının bağlı olduğunu düşünüyorum. Adolf Hitler’in Kavgam kitabında yazdığı; basın özgürlüğü’nün söz konusu olamayacağı anlayışını getiriyor aklıma ister istemez.
   
             NATO’nun ülkemizde kurulumuna başladığı füze kalkanı sisteminin kime yarar getireceğini konuşmak doğru olacaktır. NATO ve Birleşmiş Milletler olası bir İran-İsrail geriliminde İsrail’i korumak amaçlı kurmuş olduğu bir sistemden öteye gitmemektedir. Türkiye’ye ait ufak bir menfaat dahi sağlamadığı gibi, Türkiye’ye biçilen rol Model şudur. ABD’nin Asya’sında Bekçilik ve şımarık çocuk İsrail ’in bakıcılığıdır.


BAYRAM SÖNMEZ
  21.09.2011

20 Eylül 2011 Salı

ASYA-AVRUPA

Türkiye ve gelecek beklentileri, ülke çıkarları açısından bakacak olursak eğer;
Türkiye Asya ülkeleri ile sıkı bir ticaret ilişkisine girmeli mi yoksa Avrupa birliğine girmek için yalvarmalı mı? Önemli olan soru budur. Avrupa ve Asya bu kuvvetler ayrılığı ilişkisine Avrupa ve Asya olarak ayırıp negatif ve pozitif taraflarını irdelemek yerinde olacaktır.
        
          Birey olarak Avrupa birliğine girişlerde yaşanan vize sorunları, dış ticaret’te uygulanan ağır gümrük vergileri, ticaret taşımacılığı ve nakliye’de yaşanan külfetli denetimlerin kaldırılacak olması, Avrupa birliğinin önemli noktalarından birkaç tanesinden biridir.         

          Bardağın dolu tarafından bakacak olursak, bu birliğin bir ekonomik kalkınma örgütü olmaktan çok Hristiyan birliği olması. Euro’ya  geçişlerde ki maliyet yükü bunların başında gelir. Nitekim Yunanistan krizinde görüldüğü üzere bu birlik üyesi ülkelerin, dünya bankası olmadan bu krizin altından kalkamamış olması da başka bir olumsuz penceredir. Hal böyle iken birlik üyesi olan Portekiz, İspanya, İtalya, Macaristan, ve Bulgaristan ekonomilerinin her geçen gün daha da kötüye gidişini, yanlış ekonomi politikaları ve merkez bankalarının piyasaya yanlış müdahaleleri ileride şiddetli ekonomik krize sürüklemelidir. Bu birliği ayakta tutan Almanya, İngiltere ve Fransa’nın bu birliği ayakta tutamayacak olması içten bile değildir. Gelecek 15 yıl içerisinde Avrupa birliğinin ekonomik alanda yeni reformlar üretememesi durumunda bu birliğin daha fazla ayakta kalamayacağını düşünmekteyim.

        Tüm yönleriyle değerlendirdiğimizde  ASYA tarafına bakacak olursak; Günümüz dünya piyasaları’nda  üretici ve tüketici dengesi çok önemli bir kriterdir. Sektörel bazda İmalat, İnsaat, Gıda, Demir-Çelik, ve Enerji sektörleri gelecekte rekabet gücünün belirleyici unsurları arasında olmaya devam edecektir. Tüm bu sektörlerin yanında üretimde kullanılan düşük maliyetli işgücü, geleceğin uluslararası rekabetine ayna tutacak ve bu ülkeleri dünya piyasalarında söz sahibi konumuna getirecektir.
      
        Günümüzde bu vasıfları elinde bulunduran ülkelerin yanında olmak doğru olacaktır. Batı’ya yönelmek yerine sabit olan başımızı biraz doğu’ya çevirerek uluslararası rekabet ve düşük işgücü vasıflarını elinde tutan bir Çin, Enerji, Tarım ve Doğalgaz endüstrisinde bir Rusya, Azerbaycan, Petrol sahasında petrol ihraç eden ülkelerin (OPEC) varlığı da bir diğer faktördür. Bu ülkeler ile ülkemiz ekonomisini karşılaştırmak gerekirse, bütçe açıklarımızı oluşturan 2 kalem petrol, doğalgaz alımından kaynaklanan 15 milyar dolarlık açığın bu kalemlerden kaynaklandığını göz önünde bulundurursak pekte yanlış sayılmaz. Şahsi düşüncelerim 2020 yılından sonraki süreç bir ÇİN olayı haline gelecek ve dünyanın 1 numaralı üreticisi ve gücü haline gelecektir. Türkiye olarak izlememiz gereken politika, rekabet açısından Çin’ in karşısında olmak tam bir felaket doğurabilir. Aksi durumun söz konusu olması halinde dünyadaki ilk 8 ekonomi arasına girmemiz içten bile olmayacaktır.

     Farklı bir pencerede Arap sermayesini doğru kullanmayı bilirsek ve yatırım teşvikleriyle ülkemize çekmeyi başarıp, global borsalardan ülkemize akacak olan 700 milyar dolarlık arap sermayesi ülke yatırım çekiciliğini arttıracaktır. İşte o zaman M. Kemal Atatürk’ün muhasır medeniyetler seviyesi sözü gerçek olacaktır. Aksi durumda batılaşma sevdası bizim için bir yıkım ve 100 yıl geriye gidiş anlamına gelmektedir,
     
Bayram SÖNMEZ    2009

İNSANLAR VE KARAKTERLER

İnsan figürlerini ve karakterlerini incelediğimde, yaşamsal sınırlar, insanların kendini geliştirmesi, öğrenme ihtiyacı, kendini kanıtlama ve ispatlama arzusu, toplumumuzda ne derece vardır veya yoktur düşüncesi beni bu yazıyı yazmaya sevk etti. Bu bağlamda tespit ettiğim figürleri ve bu figürlerin karakteristik özelliklerine değinmek istedim.

     İnsanlar üç gruba ayrılır.
     1.Boş işlerle uğraşan günübirlik insanlar; bu guruba ait kimseler, normal birey gruplarını sığdırmak yerinde olacaktır. Bu kişiler kendilerini geliştirmek yerine, karşısındaki ve çevresindeki insanların yaptıklarını ve davranışlarını inceler ve bu insanlarla uğraşmaktan geri durmazlar. Gerektiğinde tartışmak, görüşlere saygı duymamak ve hatta kavga etmekten de çekinmeyen insanlardır. Hayatta bir ideali olmayan, sadece günü kurtarmak isteyen kimselerden oluşur.

     2.Olaylarla uğraşan ve düşünen insanlar; bu guruba ait kimseler, hayattan bir beklentisi, ideali, yaşama bağlılığı olan insanlardan oluşmaktadır. Bu şahıslar ideallerine ulaşabilmek için bütün imkan ve olanaklarını kullanan, kendisinden feragat edebilen kimselerdir. Bu şahıslar daima plan ve program dahilinde hareket eder ve her konuya vaktinde zaman ayırmasını bilen, düzen ve tertip sahibi insanlardır.

     3.Fikir, strateji ve gelecek ile uğraşan insanlar; bu gruba ait kimseler de hayatta pek görmeye fırsat bulamadığımız ülke gündemini ve geleceğine yön veren 50-100 hatta 1000 yıl sonrasının stratejisini ve uygulanacak politikaları hayata geçirmek için çabalayan ileri görüşlü stratejist ve analist kimselerdir. Toplumda kendilerini asla belli etmeyen, işlerini şahısların üzerinden yürüten ve arka planda hareket eden, toplumun gerçeklerini ve gelecek beklentilerini çok iyi analiz etmiş insanlardır.
    
      Özetle anlatmam gerekirse biz Türkiye olarak 1945 ve sonrasından bugüne kadar ne yazık ki 1. kategoriden ileriye gidemediğimizi anlatmak istiyorum. Türkiye olarak ne zaman ki 1.kategoriden kurtulup toplum olarak 2. kategori sınıfına yükselebilirsek,  3. kategoriden insanlarda yetiştirmeyi bilirsek eğer, işte o zaman yüksek ölçüde otonom ülkeler seviyesine yükselebilir, ferah bir ülke olabiliriz. 2. ve 3. kategoriye uygun kimseleri yetiştirmenin en büyük yolu; ana sınıfında başlayarak üniversite dahil çocuklarımıza (yalan, rüşvet, dolandırıcılık, hayasızlık, kalpazanlık, vatan, cumhuriyet, gelecek, aile) kavramlarını beyinlerine yerleştirdikten sonra, iyi bir akademik kariyerden geçmektedir.


       Bu yazıma Adolf HİTLERİN Kavgam kitabından insanlar ile ilgili yazdığı bir bölüm ile son vermek istiyorum.

  1. 1.     Okuduklarına inananlar
  2. 2.     Artık hiçbir şeye inanmayanlar
  3. 3.     Okuduklarına eleştirel bir gözle bakarak sonra karar verenler
(Bu 3 gruptan sadece 3. grup için yazılan açıklamaya yer vermek istiyorum)
Üçüncü grup, bunlar gerçekten zeki ve incelmiş beyinlerden oluşur. Bunlara, doğuştan yetenek ve eğitimleri düşünmeyi öğretmişlerdir. Her konu hakkında kendilerinden bir hüküm vermek ister, bütün okuduklarını araştırır ve incelerler.
      Gazeteciler ancak bu okuyucuları şartlı olarak severler.
      Bu üçüncü gruba ait kimseler için; bir gazetenin yazıları üzerine sıvayabileceği ahmaklıklar çok az tehlikeli, herhalde çok önemsizdir. Onlar, hayatları esnasında, her gazeteciyi gerçeği ancak arada sırada söyleyen bir alaycı herif diye görürler. Ne yazık ki seçkin adamların önemleri bilgeliklerindedir, sayılarında değil. Akıl ve bilgeliğin hiç değeri olmayıp çoğunluğun her şey demek olduğu bir devirde bu bir felaket sayılır.
      Bu adamların ahlaksız, cahil hatta kötü niyet sahibi kimselerin eline düşmelerine engel olmak bir devlet görevi, bir sosyal vazifedir.  Onun için, devlet onların yetişmelerini gözlem gözetim altında tutmak ve rezilce makaleleri önlemek görevi ile yükümlüdür. Onun için, basını yakın gözetim altında bulundurmak gerekir.
      Çünkü onun bu adamlar üzerindeki etkisi çok kuvvetlidir. Bu da geçici bir şekilde değil, sürekli olarak etkilemesindedir. Basının o büyük etkisi öğrettiği şeylerin sürekli tekrarından ileri gelir. Hükümet “basın özgürlüğü”  denilen saçma sözden dolayı yanlışa düşmemeli, etki altında kalmamalıdır. Çünkü böyle bir şey onu görevinde yanlış yapmaya ve ulusa muhtaç olduğu, fayda gördüğü bir besinden yoksun bırakmaya sevk eder. Hükümet hiçbir şeyin durduramadığı bir  azim ve karar ruhuyla, bu eğitim aracını eline almalı ve onu devlet ve ulusun hizmetinde bulundurmalıdır.






                                                                                             01 KASIM 2010
                                                                                          Bayram SÖNMEZ


                                                                             Kaynak: (Kavgam 271-272)

REFERANDUM SÜRECİNDE SİYASİ DURUM

Kuşkusuz ki bu bir referandum, bu durumu bir AKP olayı haline indirgemek tamamen yanlış olacak ve bu bizi tamamen yanıltacaktır. Hali hazırda Kamu denetçisi, yurt dışına çıkışların özgürleştirilmesi, çocuk istismarlarının önüne geçilmesi, sivillerin askeri mahkemede yargılanması vs. gb maddelerin hiç birisi halkın zararına değil aksine faydalı bir durum olarak görülmektedir. Olumsuz yanlarına bakacak olursak eğer, yüksek mahkemelerin kısıtlanması söz konusudur. Bu durumda olayların akıllıca izlenmesi ve ön yargının kontrol edilmesi bizi doğru yola götürecektir. Düşüncelerime göre bu doğrultuda ben anayasanın evet ve hayır oylarına bakmaksızın olayların hangi boyuta gidicegini ve gelecege yönelik nasıl bir etki edecegini tartışmak yerinde olacaktır…
            
                        EKONOMİ TARAFINDA REFERANDUM VE YATIRIMCI PSİKOLOJİSİ
İMKB tarafında referanduma yatırımcıların bakış açısı tamamen evet tarafında beklenti içine girilmiş ve yabancı yatırımcıların stres testlerine göre %55 dolaylarında evet oyunun ağırlıklarında olduğunu görmekteyiz ve bu beklentinin de satın alindığını imkb tarafında görmekteyiz. Yabancı yatırımcıların referandumdan olası cıkıcak %55 oylarınında ülke ekonomisi için bir istikrar olarak algılanacağı gibi 2011 seçimlerine de tek partili bir iktidarın 4 yıl daha ülkenin başında kalıcağını düşünmektedir.
          Aksi durumu anlatmak İMKB için pek iç açıcı bir senaryo olacağını düşünmemiz doğru olmayacaktır.

                        SİYASİ PARTİLER AÇISINDAN REFERANDUM
         Referandum sürecinde siyasi partilerin cıkıcak sonuçlara göre gelecekteki durumlarını konuşmak tarafımca daha doğru olacaktır.  Evet oylarının hangi partiyi baraj altına iticeğini hangi partinin oylarını yükselteceğini analiz edersek oynanan oyunları siyasi liderlerin görmesi gelecek bakımından faydalı olacaktır.

         CHP : Referandumdan olası hayır oylarının fazlalıkta olması durumunda şüphesizki bu chp oylarında anormal bir artış gözlenebilir.  Ve referandumdan önce lider degişikliginin faydaısnı görecektir.
         Evet oylarının sandıktan fazla çıkması chp içindeki dengelerin tamamen alt üst olacağını Önder savın duruşu deniz Baykal ve Mustafa  sarıgül birlikteliginin partiyi blmesi içten bile degildir. Ama her ne olursaolsun kılıçdaroglu ile yakalanan havanın devam edecegini ve lider değişikliginin olucagını sanmıyorum. Genel seçimlerde çatlak sesler olacaktır ama kılıçtaroglu liderkalacaktır.

         MHP: EVET oylarının fazla olması kuşkusuz bu partin halk gözünde tamamen biteceğini ve halkın bu partiye olan güvenini sarsacaktır Eski mhp aşırı milliyetçi ve sağ kesime yakın duruşu ile bilinmekteydi hali hazırda devlet bahçeli’ nin chp tarafında oluşu aşırı sert siyaset yapması ve chp ile butun görüşleri aynı olması mhp sağ tabanında sorgulanacak ve cezası lidere ülkemizin bu güzide partisine kesilecektir.
         Bu çizdiğim senaryoya inanmayan arkadaşlarıma da örnek olarak Büyük birlik partisi lideri YALÇIN TOPÇU nun referandum konuşmasında “ Biz bbp partisi ve eski ülkücüler olarak referandumda EVET oyu kullanacağız” demesi mhp nin genel seçimlerde bütün taban oylarının bu partiye kayacağını ve barajı gecemeyeceğini düşünmekteyim.



          AKP: Kuşkusuz bu seçimlerde en rahat parti olarak bu parti bulunmakta ekonominin gidişi yabancı yatırımcıların imkb ye olan güveni mhp liderinin Recep Tayyip erdoğanın ekmeğine yağ sürmesi zengin kesim işadamlarının korkudan aksi bir tutum sergileyemediği, taşra kesimin bu partiye olan güveni, kürt liderlerinin boykot çağrısı el altından evet denmesi bu partinin oylarında ciddi bir hareketlilik olacağını gözlemlemekteyim.
          Referandumdan olası evet bu partinin elini güçlendireceği gibi 2011 genel seçimlerinde %40 alması durumunda mhp partisinin baraj altında kalagını öngörmüştüm bu durumun gercekleşmesi akp nin 400 milletvekiline ulaşacagını sölemek pek yalan olmaz.

          SP: bu partinin seçimlerde azda olsa bir belirleyici olacagını düşünmekteyim. Evet oyu verceleri kesin bir gercek yanliz referandum öncesi lider sıkıntısı bu partinin de 2011 şeçimlerine negatif biretki edecektir ve baraj altında kalacaktır.

          BDP: Savaşarak bir yere varılamayacagını gören bdp liderleri bagımsız olarak siyasete girmeyi ögrendiler referandum öncesi akp den sonraki en rahat parti konumunda tarafsızlıgını açıklasa da taraf olacaktır. Ve evetoyu kullanacaktır.




                                                                                               Bayram sönmez  01.09.2010
                                                                                               (Referandum Öncesi)

Edebiyat

Gün geçtikçe kendimizi ifade etmekten,duygularımızı açıkça dile getirmekten kaçınır olduk.Kimi zaman gurur dedik kimi zaman utandık fazlasıyla da korktuk.Ne düşündüğümüzü neler hissettiğimizi anlatmaktan.Acabalar girdabında gidip gelmekten,ya alabora olursak endişesinden ve hepsinden önemlisi YANLIŞ ANLAŞILMAKTAN.
Öyle ya...ya zayıf olduğumuzu düşünürse,ya bu zaafımızı kullanırsa karşımızda ki ne olacak!!!!
Öfkelerimiz, sevgilerimiz hep kapalı kapılar arkasında kaldı. Ne özür dileyebildik ne de sevgimizi dile getirdik şöyle kana kana...

Herşeyin doğrusunu biz bildik.Hak vermeden, hak talep eder olduk. Vermeden almayı meziyet bildik. Sonrada oturduk dert yandık "kimse beni anlamıyor" diye.Düşünmedik nedenlerini her geçen gün nasılda lime lime oldu. paylaşımlarımız, dostluklarımız, merhabalarımız. İki kelime fazla konuşursak zarardayız dedik. Erteledik, ertelendik bir çok şeyden.Can dediklerimizle aynı mekanlarda yedi yabancı olduk.Umurumuzda olmadı ne düşündüğümüz ne yaşadığımız neler hissettiğimiz.Kalabalıklarda yalnızlığı tercih ederken acaba kaç kişi kendi kuyusunu kazdığının farkındaydı.Hiçbirimiz maalesef.
Akşam karanlığının çöküşüyle mahalle aralarında paylaşılan dostlukları, kahramanları, eskilerden dem vuran annelerin babaların "ne olacak bu gençliğin hali" serzenişleriyle, toplu gidilen pikniklerin o ev hali yüzleri neredesiniz.Hangi aynanın arkasında sır oldunuz.
Hani derlerya bazen konuşmaya gerek yok...Hayır konuşmaya gerek var hemde çok var.Anlatmak lazım,dinlemek lazım.Anlamak,anlaşılmak lazım.KONUŞMAK LAZIM...